Gözler, kalbin arkasıdır.
Paylaşarak Destek Olun
Validesinin huzur karanlığında kendine gelmeye gelişen insanoğlu, evvela kalp ile görür kendini.
Malum; cihazlar vasıtası ile yapılan ilk görüntülemede, küçük ve ritmik bir kıpırdanma görünür.
O kalptir işte.
Kalbin ardından, onun etrafına hulk olunur insan.
…
Farkında olarak veya olmayarak, varlığının ilk safhasına daima meyillidir insanoğlu.
Meyilli değil ise hasretlidir.
Hasretli değil ise kasvetlidir.
Kasvetli değil ise gafletlidir.
Her halükarda;
kalbinden yana ve kalbinin hararetinden yana,
yangın, dumanlı ve gözü yaşlıdır insanoğlu.
…
Kalpten gelen ve kalbe giden ile hasbihal faslı hiç bitmez ve hiç dinmez.
Susmaksızın, kendi lisanında konuşmalar başlar.
Fehminde olan için, lezzeti tariften yoksun bir muhabbet akar.
Çoğunlukla hiçbir şeyin anlaşılmadığı vakitler, artarak ilerler.
Gâh öte, gâh beri haller.
…
İçe döner aksülameller. Dışa taşar bazen.
Hariç olanları muhabbete dahil etme hevesi gelir çoklar zaman.
“Ey ruh, ey nefis, ey ahvâl-i muhteşem;
ben varım, ben varım” diye haykırmak ister.
Sessizlik dahi sessizliğe saklanır.
Kimse duymaz.
İhlaslı bir haykırışın hiddetinin fevkinde kendinden cayan kalbin hırıltılısını arşta dinleyen aynı dertten mustarip bir başka kalbin müşerref ahvâli hariç.
…
Kalbi açık olarak nitelendirdiğimiz kişiler nasibi kadar müstesna olmak üzere;
kalpten kalbe vakıf olma meziyeti, nasip kadardır ve kırıntılardan ibarettir.
O kadar zerreler halindedir ki bu oluş, çoğu zaman farkında bile olunmaz.
Müşerref olan bahtiyar kalpler, muhatap olduğu kalbin kendisine değil, ardına bakarlar.
Kaynağı idrak edilemeyen adımların ardına, bırakılan izlerin kırıntısına bakınırlar.
Bakınma ihtimaline rıza vardır elbette.
Zira bu küçükler, kalbin arkasında mahzun kalınca ruha bulaştırır kendini.
Ruh nefis ile danışır, nefis nefes ile paylaşır.
Ne ruh taşıyabilir onları, ne de nefis.
Kırıntılar da katlanamaz zaten olamamış olanlara.
…
İstikamet bakınır kederine.
Bildiği tek yol ve tek yer vardır.
Zahir olanı temaşa için münasip olan gözlerde bulur kendini.
Hiç beklemez orada.
Doğrudan dışarı atar ederini.
Lakin o kadar tesirlidir ki, iz bırakır gözlerde.
…
Beşerden ayrı bir şey görünce insanoğlu, kalbi gözlerde gördüğünü zanneder.
Gözleri, kalbin aynası kabul eder.
Halbuki;
kalbin arkasında kalan kırıntılar gözlere dokunduğu için,
kalbin ferasetinden bir dirhem düşmüştür gözlere.
…
Gözler, kalbin arkasından nasiplidir.
Gözler, kalbin arkasına meftundur.
Kalp ile illiyet edilecekse gözler;
en iyi haliyle,
gözler kalbin arkasıdır azizim…
