KADER
Paylaşarak Destek Olun
Kaderden bahis ile kalem tutmak, ölümden bahis ile fikir tutmak gibidir.
Bildirilmemiş bilinmeze akıl sürmek…
…
Esasında, doğrudan bir benzerlik yoktur.
Lakin ölüm gerçeğinin tartışılmaz ve kaçınılmaz tokadını en büyük şiddette hisseden insanlığa çağrışım sunmak ve olguyu kavramayı kolaylaştırmak için, uygun bir misal olarak görülebilir.
…
Ölümün ve sonrasının bilinmezliğinde; akıldan gelen tahminler ve rahmetten gelen ümitler ile buluşulabilir. Her nefis, tahayyülünün son raddesine kadar tasvirlerde gezinebilir.
Mevcut olan ve mevcut olmuş olan insan kadar cennet ve bir o kadar sayıda cehennem oluşabilir zihinlerde.
Kim bilebilir?
Belki, herkesin cenneti de cehennemi de kendi kadardır ve kendi gibidir!
Kudreti hükmünde tutan için, hiçbir iş zor değildir.
…
Kader de bilinmezdir ve bildirilmemiştir.
Lakin ölümden farklı olarak, kader mevzuunda bir belirlilik yoktur.
Tahayyül ile süsleyebileceğiniz veya ümitvâr ile yeşertebileceğiniz bir varış noktası da yoktur.
Kader olgusunun yapısı, felsefesi, enerjisi ve döngüsü; insanlığın aşina olduğu bir şey ile benzetme yapılamayacak kadar karmaşık, farklı, sırlı ve feraset kuşatmalıdır.
Kader ile ilgili esasa dair söz etmek, bugün için mümkün ve muhtemel değildir.
Söylenebilen ve söylenebilecek olan yegane söz, kader olgusunun karmaşıklığına ve yaşanmışlığını idrak edebilmeye dair olabilir ancak.
…
Haddi aşmanın, ruhun derinlerine aynı anda atacağı ateşsiz duman ve dumansız ateş; kader olgusu üzerine söz etmek ile hem boğar hem de yakar. Boğar iken yakmaz, yakar iken boğmaz. Lakin her ikisini aynı anda yapar.
Kader, kaderin soruları, kaderin cevapları ve içinden çıkılmazların hesapları ile hasbihal etmek; haddi aşmanın tokatlı neticesini her zerre ile hissetmenin tescilli bir yoludur.
Kader ile uğraşmak, haddi aşmaktır.
…
İnsan, dokunmanın tehlikeli olduğu bir biçimi yani kaderi sırtında taşır. Kimine göre boynunda. Ömrü boyunca ve mütemadiyen yüz yüze gelir onunla.
Kader gerçeğini hiç sayıp kurtulmayı hayal etmek; mümkün, muhtemel ve makul değildir.
Kader ile yaşayan ve kader ile yaşlanan insanlığın olgudan bağımsız kalması imkansız olmakla, olgunun fikriyatından bağımsız yaşaması da imkansızdır.
…
Buluşmaya dair fıtrat bu hal üzere iken, olgu ile mesafeli durmak ve varolan ile yaşamayı başarabilmek nasıl mümkün olacaktır?
Haddi aşmayı ifade eden sınır, tam olarak nerededir?
Kaç sorudan fazlası caiz değildir?
Hangi cevaplar sorulara kâmildir?
Sorular cevap almak için midir?
Cevaplar, soruların veya insanlığın hamisi midir?
Bu sualler ve daha nice sualler…
…
Kaderin içinde binler kader ile birarada yaşayan, yaşananlara kaçınılmaz bir cehalet ile bakan, baktığından anlamayıp anlayamamanın anlamında sarsılan, bir o yana bir bu yana savrulan insanoğlu; susmak ile mi mükelleftir?
Başka çaresi yoktur, çare bulamayacaktır ve çare bulma ihtimali sunulmamış mıdır yoksa ?
Görmezden gelmek yeterli bir yöntem midir?
Görmezden gelmek ile huzur olunabilir düşüncesi; kaderin gizemli halinin farkında olabilecek basirete sahip olmanın, görmezden gelmeye yeltenemeyeceğini de bilebilmeli midir?
Basiretten mahrum olan için düşünmeye lüzum yok iken; zihni mayhoş, ruhu sarhoş olan için değişen bir şey yok değil midir?
Akıl ile lütuflanmış olanın dertlenmesine sebep olan ve onu her daim fırtınada yüzmeye mecbur bırakan fikriyat akışı, lütuftan daha ziyade imtihan mıdır?
Kader olgusu; içinde barındırdıklarının haricinde, kendi başına hususi bir imtihan mıdır?
Istırap sokağının, şeytan sokağına olan uzaklığı kaç arşındır?
…
Kaputunu açmaya cesaret edemediğimiz bir araçta, seyrüsefer ediyoruz. Aklımızın yetişmediği bir cihanda, varış noktasını arıyoruz.
Fehmimizin yetmediği bir haritada; her gün yeni yollara meyledip, her gün aynı yerde dönüyoruz.
Her yolu kendimiz çizmişiz zannediyoruz.
Yol bildiğimiz yol mudur?
Yoldan öte bir yol yok mudur?
Bu büyük organizasyonu inşa etmiş olan hata yapmış olamaz madem, biz nerede yanlış anlıyoruz?
Yolları gide gide usanmaktan usanmaz mı insan?
Derdimizin çaresi nedir?
Susmak, en iyi çare gibi görünür bu aşamada.
Susmak, bildiğimiz susmak mıdır acep?
Doğrusunu Allah bilir…
Vesselam…

Yazınız çok güzel, emeğinize sağlık. Süslü cümleler kuramayacağım ama bir iki şey yazmak isterim;
1 – İmam Ahmed’e ( Allah ondan razı olsun ) kader nedir diye sormuşlar. O ise Ali İmran Süresinin 54. Ayetini delil getirerek ” Kader Rahmanın Kudretidir ” diye cevap vermiş.
2 – Taberinin rivayet ettiği bir hadiste Peygamber Aleyhi Selam şöyle demiştir; ” Eğer Ashabım anılırsa yorum yapmaktan kaçının, Eğer yıldızlar anılırsa yorum yapmaktan kaçının, Eğer Kader konusunda konuşma oluyorsa yorum yapmaktan kaçının. ”
3 – Yukarıdaki hadis delil getirilerek kader konusunda derinlemesine yorum yaparak kesin kanaat sahibi olmayı alimlerimiz caiz görmemişlerdir.
4 – Tahavi rahimehullah kaderi şöyle tanımlamıştır: ” Kaderin aslı, Yüce Allah’ın yaratılışındaki bir sırrıdır; ne mukarrabin bir melek ne de gönderdiği bir peygamber bundan haberdar olmuştur. ”
5 – Tahavi rahimehullah devamında şöyle demiştir : ” Bunu derinlemesine incelemek ve düşünmek, başarısızlığa bahane, yoksunluğa giden bir yol ve bir tür zulümdür. Bu yüzden, bu tür tefekkürden, düşünceden ve fısıltılardan sakının; çünkü Yüce Allah, kader bilgisini kullarından gizlemiş ve onu aramalarını yasaklamıştır. Zira Yüce Allah, Kitabında şöyle buyurmuştur: “O, yaptıklarından dolayı sorguya çekilmez; fakat onlar sorguya çekilirler.” [Enbiya: 23] ”
6 – İbni Kayım rahimehullah şöyle demiştir : ” Gerçek tevhid/İman, ancak Yüce Allah’ın kurduğu araçların/sebeplerin doğrudan kullanılmasıyla elde edilir. Bu araçlar/sebepler ancak Allah’ın izniyle sonuç verir ve araçları yaratan, sonuçları da yaratandır. ”
7 – Allahu Teala Kadere yaklaşımımızın nasıl olacağını Hadid Süresi 22 ve 23 ayette şöyle açıklamaktadır: ” Yeryüzünde vuku bulan veya başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın. Kuşkusuz bu Allah’a göre kolaydır. Kaybettiklerinize üzülmeyesiniz ve O’nun size verdikleriyle şımarmayasınız diye (böyle yapmıştır). Allah kendini beğenen, böbürlenen hiç kimseyi sevmez. ”
8 – Allahu Teala kader karşısında psikolojinin selameti için tevbe süresi 51. Ayette şunu tavsiye etmektedir: ” De ki: “Allah bize ne yazmışsa başımıza ancak o gelir, O bizim mevlâmızdır.” Müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar. “
Öncelikle güzel felsefi bir yazı olmuş ama düşünmek ve hatta düşünmek üzerine düşünmek ile pek bir kafa patlatmanın çare olmasının size pek bir nasip görünmemesinin asıl sebebi doğru bildiklerinizin içindeki gerçek arayışınızdır bana göre. İnançlarınızı esas alıp o çerçevede bir gerçeği aramanız ve pekâlâ kendi gözünüzle görmek istemeniz pek kuşkusuz sizi yorucu, sonu belirsiz bir yolda kaybettirir. Eğer bir doğru bilirseniz diğer doğruları onun içinde aramanız doğru olur. Bu da sizin dini bir arayış, araştırma veya teslimiyetle çözüm bulabileceğiniz, dermanı pek uzakta olmayan bir derttir ama bana sorarsanız bütün doğruları önce unutmanızı tercih ederim. Sonu görünmeyen bir pistte yarışırken aradığınız motivasyonda elinizden elinizdeki tek şey olan pisti de alıp sizi bir boşlukta bırakmak pek akıl kârı bir tavsiye değil, biliyorum ama bence kader üstüne böyle güzel fikirleri ve düşünceleri olan biri için çok kısıtlı bir kader anlayışına sahipsiniz ve bu arayışınızı zorlaştırıyor. Yani susmayın, durmayın ve düşünün ta ki sizin deyiminizle akılla sınanan insanların üstten baktığı pek düşünmeyenler kadar içinizi rahat tutacak bir gerçek bulana, doğrusu bulduğunuzu sanana değin devam edin. Eğer bu gerçeğin bilinemeyeceği yolda bir durak bulmak sizi rahatlatmıyorsa da o zaman yolculuktan zevk almayı öğrenin. Saygılar